İlim Yolunda: Taassup Aklı!?

İlim Yolunda: Taassup Aklı!? Bismillâhirrahmânirrahîm (Şüphesiz, dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlar; sen onlardan değilsin! Onların işi Allah'a kalmıştır. Sonra Allah, onlara yaptıklarını haber verecektir.) Emma ba'd: Taassup aklı ile mezhep aklı; sınırlı iki akıldır, darlık nefesli ve dar göğüslüdür! Bu ise ancak onların cahil iki akıl olmalarındandır; ilmin bir kısmını bilirler, birçok yönünü ise bilmezler! Bu iki aptal akılda en çirkin olan şey ise; avamın âlimlere tepeden bakması, onları apaçık bir sapkınlık içinde görmesi, kendilerini ise dosdoğru yol üzerinde görmeleridir! İlim ehliniin vazifesi; ihtilaf meselelerinin delillerini muhaliflerin, bütün muhaliflerin nezdinde araştırmaları, kendilerinde bulunanın hiçbir bâtılın karışmadığı hak olduğuna, ona muhalif olanın ise hiçbir hakkın yaklaşmadığı bâtıl olduğuna kanaat getirmemeleridir! Müslümanlar kendi aralarında savaştığında, taifelerinden biri diğerine saldırdığında bile; Müslüman âlimlerin itidallerini kaybetmeleri caiz değildir! Bu söz, yalnızca itidali olan içindir! Sahâbe kendi aralarında ihtilaf ettiler. Anlaşmazlık ve görüş ayrılığı şiddetlendi; hatta bazıları bazılarına karşı kılıç çekti, Cemel, Sıffîn ve Nehrevan'da birbirlerini öldürdüler. Ehl-i Sünnet'in - İbn Teymiyye'ye varıncaya kadar - İmam Ali'nin meşru imam olduğunu, bütün savaşlarında hak üzere olduğunu, ona karşı çıkıp onunla savaşan Sahâbe'nin ona zulmeden, ona bağy eden kimseler olduğunu ikrar etmesine rağmen; Ehl-i Sünnet'ten hiç kimse onları tekfir etmedi. Bilakis hepsinin kanlarına karşı müsamaha gösterdiler ve şöyle dediler: Bütün Sahâbe cennettedir, onlardan hiçbiri ateşe girmez. Öyleyse - ey cahil taassupçular - sizin kanlarınız, Sahâbe'nin kanlarından daha mı mukaddes, daha mı temiz ve daha mı kıymetlidir ki, size çirkin bir muhalif olana rahmet dilemeyi; en büyük cinayetlerden biri saydınız? Fakir Adâb size sayısız defa söyledi: Ben, "Lâ ilâhe illallah"a şehadet eden bir Müslüman adamım. Ve "Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna" şehadet ederim. Hanîf İslam'a intisap ettikten sonra; İslamî taifelerden herhangi bir taifeye - Ehl-i Sünnet'in üç yönlü taifesine (Mâtürîdiyye - Eş'ariyye - Ehl-i Hadîs) bile - intisap etmek beni hiçbir zaman, hiçbir zaman ilgilendirmiyor, beni ona intisap etmeye hiçbir şey çekmiyor. Benimle bu esas üzerinden muamele edin. Benimle mekânlara, zamanlara ve şahıslara olan mukaddes bakışınıza göre muamele etmeyin! Ve benimle, kocasının kendi ailesini sevmesini, kendi ailesini sevmemesini görev sayan kıskanç kadının aklıyla muamele etmeyin. Eğer siz, Suriye'nin tahririnden sonra Nusayrî'yi, Dürzî'yi, İsmâilî'yi, laik'i, fâsıkları, önemsiz şarkıcı erkekleri ve şarkıcı kadınları kabul ettiyseniz! Onların hepsi sizin mukaddesatınızı inkâr ediyor ve ona hiçbir değer vermiyorsa. Öyleyse ne oldu da, Fakir Adâb el-Hamş'ın size muhalefetleri karşısında akıllarınızı kaybettiniz? Adâb el-Hamş; âlimlerinizin en büyüğünden daha aşağı değildir. Öyleyse onları ondan başka türlü mü mazur görüyorsunuz? Ben sizin muhalefetlerinizin azında da çoğunda da ilgilenmiyorum! Ve sizin bir önde ya da bir geride bağırışınız beni korkutmuyor! Ben ancak ahlakınızın çöküşüne, dillerinizin kirliliğine, ömrünün tamamını İslam'a hizmette, onun sınırlarını savunmada ve Müslümanlara yardımda geçirmiş bir adama karşı küçümsemenize üzülüyor ve kahroluyorum. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Her hâl üzere hamd Allah'a mahsustur. Prof. Dr. Adâb Mahmûd el-Hamş